Mutluluk küçük anların toplamından ibaretse, işte burada yazdıklarım da o küçük anlara dair küçük mutluluklar...






23 Haziran 2010 Çarşamba

İzmir’in havası çarptı beni…




Bu –yine-gecikmiş bir yazı. 23 Nisan tatilini fırsat bilip, o dönemde askerliğinin son 20 gününü geçiren kardeşimi de görme bahanesiyle İzmir’e gittik maaile. Gidiş fena değildi ama dönüş yolculuğu her bayram tatilinde olduğu gibi çok yorucu ve -İstanbul için- bu şehirde yaşanmaz, gitsen gidemiyorsun, dönsen dönemiyorsun şikayetleri ile geçse de yolculuğun İzmir’de geçen bölümü şahaneydi.
Daha otele yerleşmeden kardeşimi görmeye gittik, ertesi gün bizimle kalmak için çıkabilecekti, 1 saat kadar hasret giderdik. Sonra otele yerleşir yerleşmez yorgun olmamıza rağmen oğluşum ve annemle attık kendimizi Kordona. Ben hayatımda 3 kez gidiyorum İzmir’e öncekiler hep tatil içindi ve çocuktum o zamanlar. Bu sefer gördüğüm, tanıdığım İzmir’i çok beğendim.
Havası, insanlarının rahatlığı, insanların İzmir’de yaşamaktan keyif aldıkları her hallerinden belli olan halleri beni de çok keyiflendirdi.
Akşam olmaya başladı mı, Alsancak canlanmaya başlıyor. İnsanlar sahil boyundaki kafe ve restoranları dolduruyorlar. Güneş yavaş yavaş çekilirken herkes ailesi, eşi dostuyla sohbeti koyulaştırmış, rakının tadını çıkarıyor oluyor. İlk günümüzü kordon ve civarına ayırdık. Yürüyüş yaptık, ufak bir kafede güzel yemekler yedik ve faytona bindik. Ozan’ın ne kadar büyüdüğünü bu yolculukta yeniden fark ettim. Önceki yolculuklarımız kadar yorulmadım bu kez, oğluşum hep kendi işini görür haldeydi, iş birliği süperdi.
İkinci gün sabahı eşimle gidip kardeşimi aldık. Otelde kahvaltı sonrası ver elini Çeşme. Bu arada biz Mövenpick de kaldık ve çok memnun ayrıldık otelden. İzmir merkezde kalmayı düşünenler için tavsiye ederim. Çeşme İzmir merkeze 40 dk. mesafede. İzmir’e gitmeden önce nereye gidilir, ne yenir her şeyi araştırmıştım tabii ki. Çeşme’ye gidip meşhur Hüseyin’den Kumru yemeden gelmek olmazdı. Çeşme’nin şirin çarşısında uzunca bir yürüyüşten sonra kavuştuğumuz kumrularımızın tadı da muhteşemdi. Eeee arkasından tatlı niyetine sakızlı dondurma yemeden olmaz tabii, şimdiye kadar yediğim en güzel dondurmalardan biriydi diyebilirim. Şapırdata şapırdata dondurmamızı yiyip, Çeşmeye veda ettik. Akşam yemeği için yine tavsiye üzerine Deniz Restoran’a gittik. Yemekler nefis, hesap bayağı katmerli geldi. İstanbul’da benzer kalite ve lezzet için ödediğimiz rakamı bildiğimden biraz kazıklandığımızı düşünüyorum ama yine de afiyet oldu, keyiften dört köşeydik yemek bittiğinde.
Akşam Ozan’ı uyuttuktan sonra 3 genç (biz de hala genciz icabında ) eşimin askerlikten bir arkadaşıyla yine kordonda bir kafede buluşup bir şeyler içip sohbettik.
3.günün sabahında kahvaltı sonrası otelden çıkışımızı yapıp yola çıktık. Şirinceye gitmek de planlarımız arasında vardı ama zamanımız kalmayınca Asansöre gidelim bari dedik. Bulmamız bayağı bir zor oldu, kapısına geldiğimizde bir de öğrendik ki 3 yıldır kapalıymış. Ben adama ama internete böyle bir bilgi yok diyince herkes bana gülmeye başladı doğal olarak, hayatımızı ne kadar bilgi manyağı şeklinde yaşadığımız bir kez daha anlaşıldı :) Şirince olmadı, Asansörden de elimiz boş dönünce o zaman son bir şansımız varsa Reyhan Pastanesinden yana kullanalım dedik. Fuarın yakınında bir ara sokaktaki pastaneye girdiğimizde herkesin neden ille de Reyhan Pastanesi dediğiniz anladım. Allahım o pastalar, tatlılar nasıl güzel, nasıl iştah açıcı, nasıl zevkle yapılmış anlatamam. İnsanlar brunch için gelmişleri ama biz içi dondurmalı profiterollerimizi yedikten sonra zoraki ayrıldık Reyhan’dan ve kardeşimi Alsancak Meydan’a bırakıp, dönüş yoluna çıktık.
http://www.reyhan.com.tr/mainpage.html

Çeşme’ye giderken daha ben eşime ben burada yaşayabilirim galiba demeye başlamıştım. Ancak İzmir’deki iş imkanları maalesef İstanbul’la karşılaştırılacak gibi değil. Şimdiki gibi bir iş bulabilsek yaşayabilirim gerçekten de. Hatta hayal bile kurduk. Alsancak’a yakın denize nazır bir evin olacak, Çeşme’de de bir yazlığın. Yazları Çeşmede kalacaksın. İş dönüşü deniz keyfi, insanlar İstanbul’daki gibi tutucu değil, tatlı hayat modu, ohhhh gel keyfim gel. Bu kez de kalbim Ege’de İzmir’de kaldı. Yerleşir miyiz bilemem hayat bizi nereye götürü kim bilir ama güzel İzmir’in güzel hatırası hep aklımda olacak. Şimdi bu satırları yazarken bile aklım uçtu gitti, faytonda yüzüme çarpan melteme, dilimde Sezen aksu’nun ‘İzmir’in Kızları’ şarkısıyla döndük güzel evimize, sıcacık yuvamıza. İstanbul’u bir başka seviyorum yalan yok, özlemişiz bee dedik evimize adımızı atar atmaz. Güzel İzmir, güzel bir hatıra olarak kaldı zihnimizde.

Sevgilerimle

Emre


İzmir'in kızları

İzmir'in kızları bir elinde de cımbızları
Dişidir, anadır, efedir gidinin tatlı huysuzları
Çıktılarmıydı ipek çoraplarla kordon boyuna
Savaşta da, aşkta da esaslıdır kadın duruşları
Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar
Davetkar çalamaz
Bir göz vuruşuyla yerle bir eder
Böyle bir şey olamaz

Körfezin yakamozu, yıldızı,
Keskin tuzu tadında
Parfümü meltem
Yasemenler açar balkonunda

İzmir'in kızları
Korku yok kitabında
Çal bre bir harman dalı,
Delikanlı makamında

İzmir'in kızları
Ayıptır söylemesi laf aramızda
Sevişe sevişe de ölür,
Dövüşe dövüşe de icabında
Baba sen de ne biçim takardın
Kısacık eteklerime benim
Merdiven altında
Dizimden belime kıvırıverirdim

Balkona çıkar makber okurdum
Köprü inlerdi
Öyle sert sert bakardın ki
Ay! zor yetişirdim

Baba sen anasına bakıp da
Kızını almayacaktın
Küfürlerine anneannemin
Öyle gülmeyecektin

Daha görür görmez
Cigarasını tellerdirdiğini
Şehriban Hanım’ın
Su yeşili gözlerine dalmayacaktın

İzmir'in kızları çırasını yakar adamın

Hiç yorum yok: