Mutluluk küçük anların toplamından ibaretse, işte burada yazdıklarım da o küçük anlara dair küçük mutluluklar...






30 Ekim 2009 Cuma

Okyanusun gizemli dünyasına hoş geldiniz.. Karşınızda Turkuazoo..

Hep söylerim İstanbul’un özellikle de çocuklar için en çok ihtiyacı olan şey güzel bir hayvanat bahçesi ve bir su altı dünyası parkıdır. Biz İstanbulluların Darıca hayvanat bahçemiz var ama ne kadar güzel olduğu tartışılır. Biz 2 yıl önce ailece ziyaret ettiğimizde yaz mevsimiydi ve içerisi çok pis kokuyordu, hayvanlar çok bakımsızdı.Hayvanlar betonarme alanlara sıkışmışlardı. Hatta Ozan çoook uzun bir zaman hayvanat bahçesinin her adı geçtiğinde “hani pis kokan yer mi anne” şeklinde hayvanat bahçesinden maalesef aklında kalan en önemli şeyin bakımsız ve pis olması olduğunu söyledi durdu. Gerçekten de öyleydi, neyse bundan başka bir yazıda bahsederim.
Bugünkü konumuz İstanbulumuzun yeni, ilk ve şimdilik tek su altı dünyası parkı olan TURKUAZOO..
Turkuazoo ile bizi bir arkadaşımın maili tanıştırdı. O sıralar internet adresinden sadece Ekim ayı içinde açılacağını öğrenebilmiştik. Geçen hafta başında Turkuazoo’dan gelen mailde ise 22 Ekimde açılışın yapılacağı müjdesini veriyorlardı. Tabii ki hemen organize olduk ve Turkuazoo’nun ilk ziyaretçileri arasında yerimizi aldık. Aslında bir arkadaş grubu ile çoluk çocuk gidecektik ama arkadaşımın programı ile denk getiremediğimizden ve Ozan da gidelim diye tutturunca Pazar sabahı kahvaltı sonrası dayımızı da alıp kendimizi yollara vurduk. Turkuazoo Bayrampaşa’da Otogara çok yakın, IKEA’nın bitişiğinde yeni açılan Forum İstanbul AVM’nin içinde. Güzel düşünülmüş, iyi de masraf yapılmış bir yer.




Girişte çocukların ilgisine çekmek için deniz yıldızı ve ahtapot kostümlü ev sahipleri karşılıyor sizi. Ardından büyülü dünyaya iniş başlıyor. Aşağısı gerçekten büyülü bir dünya. Çocukluğumdan bu yana derin deniz belgeselleri çok ilgimi çekmiştir. Belki de bu sebepten çok heyecanlıydım. Her yerde görevliler vardı. İlk katta çocukların resim çektirmeleri için kafasında boşluk olan bir dalgıç resmi panosu var. Hemen önündeki minik masalarda da abiler-ablalar çocukların kollarına, yüzlerine boyalarla deniz canlılarını resmediyorlar. Ozan bir koluna vatoz diğerine ise bir köpek balığı istedi. Her ne kadar köpek balığı şirin bir yunusa benzediyse de bizimki resimlerini çok beğendi.
80 mt uzunluğunda -yanlış hatırlamıyorsam- Avrupa’nın 2. Veya 3. Uzun su altı tünelini yürüyen yol üzerinden gezebiliyorsunuz. Biz Ozan’la birlikte tüneli 3 kez ağır ağır gezdik. Tabii bol bol fotoğraf çektik. Yüzlerce tür balık ve deniz canlısı var. Tabii ki en büyük ilgiyi haklı olarak köpek balıkları görüyor. Özellikle tünelde yürürken birden yanı başınızda bir köpek balığı ile burun buruna gelmek çok heyecan vericiymiş. Balıklarla bu kadar yakın olduklarından mı yoksa akvaryumun içinde yürüyor olmaktan mı bilmiyorum ama çocukların bazıları korkup ağladılar. Benim oğluşumsa gördüğü her şeye hele ki köpek balıklarına BA-YIL-DI! Durup durup birbirimize değişik balıkları gösterip resimlerini çektik. Tünele 3. Girişimizde köpek balıkları dışındaki balıkların beslenme saatine denk geldik. Akvaryumun içindeki bir dalgıç elindeki ahtapotla diğer balıkları besliyordu. Görüntü tahmin edeceğiniz gibi muhteşemdi. Ben en çok köpek balıklarını, vatozları, mürenleri ve köpek balığı yumurtalarını ilginç buldum. Hayatımda ilk kez gördüğüm birçok balık ve deniz canlısı vardı. Keselerinin içinde hareket eden köpek balığı yavruları, görevliler tarafından beslenen vatozlar, amazon nehirlerinde yaşayan dev balıklar, kedi balıkları, Ozan’la elimize alıp sevdiğimiz deniz yıldızları, sevimli yengeçler, vantuz balıkları hepsi ama hepsi harikaydı. Hepimiz için güzel bir deneyim oldu. Turkuazoo’yu ilk fırsatta ziyaret etmenizi tavsiye ederim.




Sevgiyle kalın :)

Hiç yorum yok: